DMT: ZAMANIN ÇÖKTÜĞÜ İLAHİ MAKAM!


Ana fikir; Yeryüzünde ki bütün dinlerin ya çıkış noktası olmuş ya da tam odağında var olup, oluşumuna yön vermiş bir maddedir Di–Methyl-Tryptamine.


Öncelikle belirtmeliyim ki bu yazıda hiç kimseye hiç bir şey öğretme gibi bir amacım yok. Sadece öğrenmeye çalışan, paylaşan biriyim. Bu sebeple yorumlarınızı esirgemeyiniz. Teknik kısımlarda eleştirilere açığım ama ana fikir olarak son derece sabit fikirliyim, özellikle bu konuda.

Konu olan madde, trans müziğin de çıkış sebebi aynı zamanda, beğendiğim bir listemin, yazıya eşilik etmesinde bir sakınca görmüyorum. İyi bir kulaklıkla orta seste lütfen.

Bir DMT (dimethyltryptamine) trans anı. Ruh Molekülü Belgeselinden.

” Şehri çok uzak mesafeden gödüm koyu yeşil renkteydi. Üstünde titreşen ışıklar ve bulular vardı sonderece hızlı hareket ettiği için tanımlanması çok güç geometrik şekillerin yavaşlamasının ardından uzaklardaki  şehri gördüm. Ben bu manzarayı izlerken tam da gözlerimin önünden bir ışık topu ” bu da neydi” dedirtircesine, geçip gitti. bu kadar yakın olması dışında korkmadım. etrafıma bakınmaya başladım. Sanki bu yerin içindeydim. ” Neden burdayım”  derken hemen sağımda, kocaman bir burnu ve yeşil cildi olan kadını gördüm.  Bir düğme çeviriyordu ve farkettim ki uzaktaki şehrin ışıklarının gücünü artırıp azaltıyordu. Ona baktığımı farkedince ” Başka ne istiyorsun” dedi, bende, ” Başka neyin var ” dedim. ”

DMT (Di-Methyl-Tryptamine)

Epifiz bezi bir çok dinde  odak noktası olmuş bir organımız ve üçüncü gözümüzün açılması halinde ruhani boyutlarda yaşanacak bir aydınlanmanın da sağlayıcısıdır aynı zamanda.

Bir insanın epifiz bezinin  en çok doğum ve ölüm anında salgıladığı DMT, insan bilinci üzerinde çok etkili ilahi bir hormondur. Öyle ki, ruhun vücuda girip çıkmasını sağlayan hormon olarak adlandırılır.  Ayrıca rem uykusunda rüya anında çok küçük miktarlarda üretilmekte.  Yan etkileri olan psychodelic sanrılar, onun dünyanın en kuvvetli uşturucusu damgasını yemesine yetmiş. Triptamin ailesinin en güçlüsü. Vücutta üretilen bu kadar güçlü bir psikoaktifin, doğal yapımızla ilgili bir nedeni olmalı.

İnsanlar, hayvanlar ve bitkilerde bulunan bu salgının tam olarak asıl görevinin ne olduğu hakkında şu an için kesin bilgiler olmamakla birlikte, bu salgının 30 – 40 yıl önce ki öne sürüldüğü gibi doğada  tesadüfen oluşmadığı, daha gerçek bir işlevi olduğu, bir amacı olduğu, bununda ortak moleküler dil olabileceği görüşü gittikçe sağlamlaşıyor. Yani tüm galaksilerdekilerde dahil dahil tüm canlılar arasında ortak bir moleküler dil olabileceği gerçeğinden bahsediliyor.

Bir daha gözden geçirelim, beyin ikiye ayrılmış bir organ, sağ beyin sol beyin. Beynin içinde bulunan diğer organlarda aynı şekilde ikiye aylımış durumdalar. Ancak bir tek epifiz bezi tam orta da tek bir bütün olarak durmakta. İşte bu bezimizin salgıladığı 3 hormondan biri DMT. Bütün bunların bir sebebi olmalı.

Meditasyon, oruç, ilahi söylemek ya da başka herhangi bir teknik ile özden kaynaklanan DMT seviyesi bir anda çoğalabilir. Bu mistik durumun ”ölüme yakınlık” deneyimi ile tartışılmaz bir bağlantısı vardır. Çoğu psikoaktif zihin açıcıların bilinçte yaptığı etki ile, yoğun meditasyon arasında çok yakın bir benzerlik vardır. Beynimizin tam ortasında bulunan epifiz bezinde açığa çıkan bu bileşik, mistik deneyimlerin yegane olgusudur. Tarih boyunca insanoğlunun halusinasyonla ilgili olan tüm deneyimlerinde dmt nin rolü vardır.

Ayrıca bazı stres anları,yalnlızlık, travma ve açlık.. bunlar haulinasyonlara neden olan sebepler.

Beyinde ve bilinçte bu etkiyi yapan bileşikler halusinojen denilen bileşiklerdir.

Beyinde dmt ne kadar fazla salgılanırsa, dünya bizler için o kadar renkli ve canlı  görünür, ancak yetersiz derecede dmt salınımı dünyayı donuk, gri ve cansız algılamamıza neden olur.

DMT, bilincin bedenden ayrılmasını mümkün kılan bir  maddedir. Mistik dinlerin ilahları ve üstadlarının ana konusu da hep bedenden kurtumla  ve beden dışı deneyimlerle  alakalı kavramlardır. Bu nedenle günümüzde bilim bu bileşiğe ”Ruh Molekülü” adını vermiştir

Dmt’nin İnsan Üzerindeki Etkisi:

Diğer psikoaktiflerle dmt arasında çok farklılıklar olduğu gözlemlendi. Zaten onu bu denli önemli yapan da bu farklar.

Dmt kullanmış yada ona maruz kalmış insanların çok önemli ortak görüşleri var.

Trans halinde hepside evreni görme şekillerinin kökten değiştiğini söylüyor.

Transtayken kesinlikle öldüklerini ve yeniden doğdukları söylemeleri ve hepsininde birbirinden bağımsız olarak aynı şeyleri söylemeleri oldukça ilginç.

Birlik hissiyatı verdiğini söyleyen kullanıcılar, tecrübenin büyük bir kısmını bir türlü dillendiremiyorlar ve yazıya dökemiyorlar. Yani sadece bazı imgeleri tarif etmeye çalışarak ve yaşadıklarını kavramlara oturtmaya çalışarak bu tecrübeyi aktarmaya çalışıyorlar. Şamanıda böyle , bilim adamıda böyle. Yani görülenin, bir türlü bu dünya dili ve anlayışı ile anlatılıp kavranması tam olarak mümkün olmuyor.

Genel ortak görüş ise bir gözlemci tarafından gözlenen bu evren bir ilüzyon ve transa giren kişiler bu gözlemciyi, transta kendilerinin anladıkları an olarak  anlatıyorlar. Buda yeniden doğuş demek. Öldükten sonra kendileriyle yaşanılan bir yüzleşme yaşadıklarını, bu yüzleşmeninde kişiden kişiye değişen şiddetlerde  geçtiği bilinmekte. Sonrasında ise bir huzur ve yeniden doğuş başlamakta, trans sonunda ise artık hiçbirşey eskisi gibi değildir ve her şey ilahi bir güzellikte ve canlılıkta gözlenmektedir.

Beyin içerisinde yerinin neresi olduğu hala bulunamayan bilincin, toplu deneyimlerde  beynin dışında olduğu söylenmekte. Bu transa giren kişilerin en can alıcı ortak söylemleri ise bilincin, bu dünyada olmadığı, bu dünyanın o bilinç tarafından üretilen bir ilüzyon olduğunu iddia etmeleri.

Semavi dinlerde bulunan İsmi azam kavramı musevilikte Rab’ın son isim olarak geçer. Kuran’da ise Allah’ın son ismi. Tasavvufa göre bu isim söylendiğinde ve gırtlaktan çıktığı anda istenilen herşey oluyor ya da bu evren  yok oluyor. Bu dinlerin bu dünya ya ortak bakışı ise bu evrenin ve dünyanın bir ilüzyon oluduğu. Yani ismi azamı ağızdan çıkardığınız anda bu ilüzyonu değiştirebilir ya da ortadan kaldırabilirsiniz. İşte trans sırasında bahsedilen zihin bu. Belki de gizli ilimler ve /veya örgütlerde bahsedilen gizli öğreti fenomeni de bununla ilgilidir.

Transa girenler bu ilüzyonu anlatamıyorlar yani gırtlaktan çıkaramıyorlar, bizim dillerimizde bunun tarif yok. Musevilikte insanların aşması, Budizm de nirvanaya ulaşmak ve sonsuz huzura ulaşmak, bu transa işaret diyor.

Peygamber hastalığı olarak ta bilinen temporal lob epilepsisinin nedeni DMT yükselmesine neden olan şizofrenik sanrılar. Tüm peygamberler, evliyalar, ermişler aynı şeyden bahsediyor, ” Bu evren bir ilüzyon”

GEZEGENLER ARASI REZONANS :

 

Mutlu bir altın çağ olduysa eskiden
Niçin bir kez daha olmasın?
Her şey dönüp dolaşıp
Gelmiyor mu eski yerine?
Düşündüğüm, öğütlediğim gibi benim
Paylaşsaydı insanlar
Yararları, mutluluğu ve ahlâkı
Cennet olurdu dünya…
Uyanık, temiz sevgiler gelirdi diyorum
Azgın, kör sevgiler yerine
Yalan dolan, bilgisizlik yerine
Gerçek bilgi gelirdi
Ve kardeşlik zorbalığın yerine. / Campanella

Artık engizisyon yok, rasyonalimzde çok zaman önceydi, böyle engellere takılı kalmak sadece bağnaz bir tutum sergilemek olur. Çünkü bu konu, yani insanın farkındalık araçları, gizli tutulamayacak kadar çok insanın konusu. Dünya yeni bir çağa bu nedenden dolayı gebe. Unutmadan eklemek gerekir  bu konu yep yeni bir bilim konusu olduğu kadar, DİN için oldukça temel bir konudur .

Sadece din deyince ne açıdan bakıp yargılayacağınız herkesin geleneksel eğitimlerine kalmış bir tutum. Aynı zamanda ” Bilim bu konunun neresinde? ”  sorusuna yanıt, DİN’in kendisi kadar diyebilirim. Dan Brown romanlarından birindeydi, sanırım melekler ve şeytanlar da çok güzel bir cümle dikkatimi çekmişti, ”Bilim, dini anlamak için henüz çok genç”

İşte bu konu da bilimin dine nazaran olgunluk dönemine girdiği bir konu bana göre. Tabi bu kadar din kelimesinden bahsedince dini bir kişilik olarak algılanmak istemememin sebebi de, öyle olmadığımdır.

Çeşit çeşit zihin açıcılar zaman zaman gündeme gelmiş,  bunlardan en önemlisi ve kültürel /popüler tarihte en çok etki bırakmış olan LSD, kötü bir DMT kopyasıdır. Yani doğal dmt nin laboratuvarda üretilmiş bir çakması dır. Nedense bir anda uyşturucu damgası yemiş, 40 yılığına zincire vurulmuş bir kapalı kutu. Bahsettiğim, yıllar evvel Amerika da ve Avrupa da yasaklanan lsd nin arka planına vurgu yapmaktadır.

Uçan Meldoliler – Psytrance adlı yazımda bu aşamadan sonra ortaya çıkan trance müzik türlerini, topraklarında özgür ve doğal lsd etkilerinden dolayı Asya’yı keşfe çıkan hippileri ve bu müziğin  iç dinamiğinin tamamen bahsettiğim bu psikoaktiflerin yani zihin açıcıların etkisini tecrübe etmiş inasanların ağırlıklı olarak hazırladığı ve müzikten çok birer şaman ayini ya da ritüel olmasından bahsetmiştim. Tabi  daha çağdaş versiyonu.

DMT yani sprit molekülü, bir bilmece, paradoks. Sprit-Ruh iç dünyadır. Molekül ise dış dünya. Öyleyse Yukarıda bahsettiğim bu uyarıcılar, bizi bilimden ruha taşıyan uyarıcılardır. DMT nin kaynağı Epifiz Bezi demiştik. Epifiz Bezi ya da Üçüncü Göz ile ilgili şöyle bir derleme paylaşmıştım,

 İnsanlık Tarihindeki En Büyük Üstü Örtülen Gerçek – Üçüncü Göz

Dinlerde ve mistik hikayelerde bahsedilen tüm paranormal olayların arkasında bu epifiz bezi ve onun salgıladığı salgılar var. Yani DMT ve Melatonin. Melatonine de değineceğim.

Esrar psikoaktif bir bitkidir, haşhaş opioid, ex ise empatojen ve stimulanttır.LSD, DMT, Salvia Divinorum, Mescaline, Magic Mushroom, Ayahausca, 2-cb ve Nbome gibi maddeler halüsinojendir.

Tabi amacı dışında kullanılan ve ağırlıklı olarak İngiliz tüccarların dünya piyasasına çıkardığı bu bitkiler çoktan uyuşturucu damgası yemiş durumdalar. Bu da işin acınası tarafı.

Alkaloidler:

Alkaloidler bir bitki tarafından doğal olarak üretilen amin yapısında kimyasal bileşiklerdir. Ayrıca hayvanlar ve mantarlar tarafından üretilen aminlere de alkaloidler denir. Genel olarak bağımlılık yapıcı özellikleri ile bilinirler. Alkaloid ismi alkaliye benzer olmaları sebebiyle verilmiştir.

Bitkisel kökenli azotlu maddelere alkaloit madde denir. Alkaloit maddeler, baz yani alkali yapıdadır. MÖ. 3000 yıllarından kalan sümerlere ait yazıtlarda bile alkaloitlerle ilgili izlere, en azından bu maddeleri içeren bitkilerle ilgili bilgilere rastlanır. Bu durum da söz konusu bitkilerin ve alkoliyolit yapıdaki maddelerin etkilerinin binlerce yıl önce bilindiğinin kanıtıdır. O çağlarda alkaloit içeren bitkilerin, (örneğin Girit haşhaşı) birçok yüce nitelik taşıdığına inanılıyordu.

Alkaloitlerin insan fizyolojisine etkileri çok çeşitlidir. Bazısı sinir sistemine etki eder ve bazen de sanrıya yol açarlar. Bazıları da kaslara etki eder. Bu özellikleri dolayısıyla alkaloitler ölümlere sebep olabilirler.

Alkaloitler insan üzerinde etkilere sahiptir. Ayrıca, kokain, eroin, afyon, morfin, kenevir, tütünler ve kahve gibi bitkilerin içerisinde bulunan alkaloitlerin bağımlı yapma özellikleri vardır.

Şimdi, binlerce yıldır, yüzlerce kültür tarafından hep ilgiyle karşılanmış ve ilginç bulunmuş bu maddeler neden tüm batı dünyasında yasaktır?

Neden tüccar devletler bu maddeleri amacından farklı kullanım alanlarına sürüklemiş ve uyuşturucu damgası yedirtmişdir ?

Bir çok ülkede  neden hala bu böyle devam ediyor?

Neden din hurafeleri bu maddeleri yasaklıyor, karşı çıkıyor?

Aydınlanmanın anahtarı olabilecek bu maddelerin araştırılması 50 yıldır hangi kapalı kapılar arkasında devam etti?

Köklü pscytrance grubu olan 1200 Micrograms’ın Ayahuasca parçası , iyi bir kulaklıkla, orta seste… Bu video da DMT transının çok değişik ve ilginç bir görsel anlatımıda var, seyredince ürkütmüyor da değil hani

DMT içeren bitkilerden faydalanmanın en geçerli yolu olan bitki karışımları ve bunlar içinde en çok bilineni meşhur Ayhuasca çayı.

Ayhuasca (Yaje) :

Her ne kadar yerliler arasında asil mantığının bağırsak parazitlerini temizlemek olduğu iddia edilse de  ruhun vucuttan ayrılıp yükselmesini sağlayan – bir nevi ölüm – ve uyanık rüyalar görülmesine neden olan halusinojenik etkisi bu çayın popüler kullanımına neden olmuştur.

Ayahuasca etkisi di metil triptaminin (dmt) beyne girişiyle birlikte başlar. Etkileri 6-12 saat arasında geçmekle birlikte kişiyi günlerce etkisi altında tutabilir.  Bir haftada bir kereden fazla alınması sakıncalı olabilir.

Yaje (ya da Ayahuasca) içeceği aslında çoğunlukla Amazon bölgesinde yetişen ve oradaki topluluklar tarafından kullanılan bir çeşit sarmaşığın adı aynı zamanda. Fakat içeceğin kendisi sadece yaje’den ibaret değil ve her taita (şamanlara verilen isim) kendine özgü bir tarif kullanıyor. Şamanlar geleneksel olarak bunu tedavi amacıyla kullanıyor olsalar da aynı zamanda büyü amaçlı kullanıldığı da oluyor. Büyüler de tabi ki kazanılan görü yeteneği merkezi konumda; taita bu sayede hastalıkların sebeplerini ruhlar (bizim bildiğimiz ruhlardan farklı) aracılığı ile öğrenebiliyor ve bunları dışarı çıkartabiliyor

Amazon bölgesindeki yerliler için bu karışımı hazırlamak problem olmuyor, zira her şey önlerinde. Sarmaşıktan önemli bir kısım, başka bitkilerle karıştırılıp suda bir gün boyunca kaynatılıyor. Kullanılan malzeme çok olduğundan bunu başka bir yerde hazırlamak oldukça zor. Kaynatılmış yaje gece olana kadar bekletiliyor. Geceyi beklemenin sebebi ruhların gece olduğunda uyanmaları. Gerçekleşen ritüel de bu ruhlarla saygıda kusur etmeden iletişim kurmak üzerine kurulu.

Bugün bir çok bitki ayahuasca analoğu olarak bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi peganum ve mimosa türlerinden elde edilir. Peganum harmala (Üzerlik) tohumları harmala alkoloidlerini bol miktarda içerir. Bunun yanında bir çok mimosa türü bol miktarda dmt içerir. Bu iki bitki ile kolayca ayahuasca analoğu bir içecek hazırlanabilir. Ama araştırdığım ve bildiğim örnekler kadarıyla bu içeceği ön hazırlıksız ve tek başına içmek biraz deli cesareti istiyor.

Bir Ayahuasca ( Yaje ) Deneyimi:

Peki içince ne oluyor? bu kısmı yazının sonunda vereceğim kaynaktan olduğu gibi  alıntı yaptım. Çünkü çok güzel anlatılmış:

” Gece oldu ve taita’nın uzattığı yaje’yi bir dikişte içtiniz. Bundan sonra artık ne olacağını taita dahil kimsenin bilmesinin imkanı yok. Neredeyse herkesin kendine özgü bir deneyimi oluyor ama ortak olan bir şey varsa o da kötüden iyiye doğru bir yol izlemesi bu deneyimin.

Kapkara bir denize atlıyorsunuz, batıyorsunuz, batıyorsunuz, kendinizi en dipte bulduğunuzda kurtulmak için çırpınıyorsunuz. Hiçbir şeye yaramadığını anladığınızda kendini bırakıyorsunuz artık, teslim oluyorsunuz ve kendinize verdiğiniz zararların bedellerini ödüyorsunuz. Hafifledikçe taşıdığınız yüklerden yükselmeye başlıyorsunuz, yükseliyorsunuz ve en sonunda göksel bir mutlulukla dolaşıyorsunuz.

Gerçekten bu kadar poetik bir etkisi var yajenin. Algılarınızın kapıları tamamen açıldığında ruhlarla görsel bir temase geçmeye başlıyorsunuz. Bu noktada kimisi iyi kimisi kötü sayısız varlıkla karşılaşmanız mümkün. Gerçekliğin dünyasından yavaşça diğer tarafa geçtikçe ruhlar da daha fazla hissetiriyor kendilerini.

Şunu eklemeliyim ki ilk defa içiyorsanız ve sadece bir fincan aldıysanız pinta görmeniz pek mümkün değil. Ama bu aynı zamanda fiziksel ve ruhsal temizliğimizle de ilintili ve de yajeye ne kadar aşina olduğumuzla. Ne olursa olsun pinta olmadan bile varlıklarını bir şekilde hissediyorsunuz. Bunu sağlayan ise tamamen sezgileriniz; orada olduğunu hissediyorsunuz. Yeni bir fincan aldığınızda ve bu his gitgide katlandığında farkındalığınız da beraberinde yükseliyor.

Sanki her şey birbirine bağlı ya da bir havuzun içinde yüzer gibi bir his, atmosferdeki enerjiyi bütün bedeninizle hissedebiliyorsunuz; artık aynı yerde olmadığınızı düşünüyorsunuz ve gerçekliğinizde oluşan dev yırtıktan dolan renklerle ruhların yakınlaştığını anlıyorsunuz. Fakat yine de bu aşamada tamamıyla kopmuş sayılmazsınız gerçeklikten. Zihniniz, bilinciniz, bilinçaltınız, korkularınız, şüpheleriniz, egonuz sürekli bu görüntülere, hislere karışıyor. Son aşamaya yani gerçek görselliğe adım attığınızda ise doğrusu görünüze karışabilecek “siz” diye birşey bulunmuyor. Ama kesinlikle uyumuyorsunuz da ve gördüklerinizin de rüya olmadığını biliyorsunuz – rüyalardan son derece farklı bir deneyim bu.

 Soyut görüler arasında başta renkler olmak üzere, geometrik şekiller, kaleydoskop etkisiyle birbirine karışan ve ayrılan imgeler bulunuyor. Bu soyut görüntüler sürekli olarak değişime uğrayarak somutlaşabiliyor ve daha sonra tekrar dağılabiliyor. Çeşitli figürlerde karşımıza çıkan görüntüler arasında en yaygın olarak görülenler genelde cangılda yaşayan diğer canlılar – totemler oluyor. Tabi ki burada bir sınır olmadığını belirtmeliyim. Geçmişi, geleceği, başka şehirleri, olmayan yerleri, Budha’yı bile görebilirsiniz. Ne göreceğiniz üzerinde kesinlikle kontrolünüz bulunmuyor sonuç olarak.

Ayrıca hemen sonra ne olacağını o anki durumunuzdan anlamanız da pek mümkün değil. İlk etkileri yaşadıktan sonra bu ilk etkiler kaybolup yerine daha güçlü olanlarını getirmiyor. Yajenin gelişimi çok düzeyli olarak gerçekleşiyor. Bir düzeyde renkli çizgiler sürüp gelişirken buna sürekli olarak yeni etkiler ekleniyor.

Basit başlayıp, gelişen ve bütün elemanların şiddetini yükselttiği çeşitli zirveleri olan bir trance parçası örneğine benzetebiliriz bu durumu aslında. Nasıl ki parçada tek tek davulun ya da herhangi bir öğenin estetik ya da duygusal bir önemi bulunmamakta gördüğünüz pinta için de bu durum geçerli. Pinta sadece bütün olarak üzerinizde bir etkide bulunuyor ve acılı bir temizlik sürecinin yarattığı görüntülerin de sadece bir tek amacı var: Size tinselliğin ışığında hayat hakkında bir ders vermek.

Fakat arada bedensel olanın pisliği üzerine düşüncelerle ile büyümüş önemli bir neslin anlamayacağı hatta gülüp geçeceği bir fark var. O da böğürtüler arasında kusarken ya da bir ishal atağında bu tinselliğe kendinizi açıyor oluşunuz. Tanrı’yı bulutlar arasında çizen ve beyazlı melek ordularıyla bedensel olandan kaçınmamızı iradeye, zihne, inanca yönelmemizi tembihleyen semavi dinleri zaten bir kenara koyuyorum, dünyada başka hiçbir kültür sanırım tanrısal, ruhani, tinsel olana bütün bu pisliğin içinde ulaşılabileceğini düşünmemiştir.

Dinlerin zihne bağımlı oluşu dolayısıyla zihnin üzerinde çalışabileceği irade, inanç gibi soyut olgular kullanılmak zorunda olduğundan tanrı da ancak soyut ve ulaşılamaz haliyle düşünülebiliyor. Sonuç bir çeşit aydınlanmayla müjdelenen insanların hayal kırıklığı. Özellikle batıda inancın giderek önemini yitirmiş olması ve geriye kalanların çeşitli uzakdoğu düşüncelerine yönelmesi bu hayal kırıklığına yorulabilir sanırım. Yaje’nin işlevi de bu doğu düşüncelerine zaten oldukça benziyor çünkü farkındalığın dibine dinamit koyan beden-zihin ikiliği yaje’de de bulunmuyor ve beden üzerinde çalışırken aynı zamanda içgörümüzü engelleyen zihnin durumunu da değiştiriyor.

Meditasyon ile bu kadar benzer olması bir yana daha güzel olanı yaje’nin hiçbir şey yapmanıza, düşünmenize izin vermemesi. Meditasyonun amacı da bu değil miydi zaten?… Tek fark yaje’nin sizin isteğinize bağımlı kalmadan aşkın bir düzeye sizi taşıyor oluşu; başka bir şansınız yok. Katıldığım bir seremonide zaten bu iki tekniği de uygulayan kişiler gördüğümden benzerliği algılamam çok fazla sürmemişti. Bedensel fazlalıklarımızdan kurtulmadan belirli bir dinginliğe ulaşılması da zor göründüğünden doğrusu aralarındaki görevdeşliğe bir anlam verebildim.

Fazlalıklarımız derken abartmıyorum, isterseniz günlerce diyet uygulayın ve hatta son gün kimilerinin tavsiye ettiği gibi birşey yemeyin yine de anlam veremediğiniz kadar kusabilir ya da dışkılayabilirsiniz. Yaje sizi daima şaşırtacak ve saygı göstermezseniz başka bir ders verecektir. Son denememde sabah olmuş ve herkes evlerine güzel güzel dağılırken birdenbire herşey benim için tekrar başlamıştı. Alınan ders isterse sabah olsun eve taşıdığınız yüklerle geri dönemezsiniz ve yerlilerin düşüncesine göre bu yükler ya da hastalıklar dışkı ve kusmuk olarak vücut buluyor ve sisteminizden en kısa yoldan dışarı atılıyor. Doğrusu bedeninizden normal olmayan bir şekilde o kadar çok şey çıktıktan sonra buna inanmamak güç; o kadar bokla doluyuz ki gerçeği göremiyoruz”

Pinta: Çeşitli renkteki görüntüler soyut zihinsel imgelemler ve doğadaki ruhların (bütün bitki ve hayvanları kapsayan) canlı imgeleri.

.

Melatonin:

Gelişim döneminde çok etkili olan, uykuyu düzenleyen, stresi azaltan bu salgı sadece ve sadece en çok karanlıkta salgılanır. 21:00 civarından 02:00-05:00′ e kadar ki dönemde oldukça aktifdir.

Diğer önemli bir konu ise Kanserin önleyicisi olduğudur. Hatta kanserin melatonin azlığı ve düzensizliğinden kaynaklanan bir hastalık olduğu bile geldi aklıma.

Dünya Çevre Örgütünün araştırmasına göre kanserlerin yarısı gezegenin 1/5’lik bir kısmında bulunduğunu söylemiş. Bu bölgelerse büyük şehirler yani en çok ışığa maruz kalan bölgeler.

Hatta hiç ışık almayan görme engelli insanlar sürekli melatonin salgıladıkları için kansere hiç yakalanmıyor. Çünkü Melatoninin salgılandığı epifiz bezi, ışığı sadece ve sadece gözlerden alabiliyor. yani beynin kafatası ile sımsıkı kapalı olmasından ve beynin içinde ve kafamızın tam ortasında olmasından dolayı, ışığı sadece gözlerden algılıyor ve buna göre davranıyor.

En büyük düşmanı daha önce ki yazımda  belirttiğim gibi florid. Florid ilk zamanlar askeri amaçlarda denenmiş, askerlerin daha itahatkar ve kolay emir almalarını sağlaması sonucunda, ağa bababalar tarafından toplumun tamamına karşı kullanılmaya başlanmış kimyasal bir silah aslında. Araştırmacı Yazar merhum Aytunç Altındal, Gül ve Haç, Tavistok gibi örgütlerin bu işlerin  kurucusu ve finansörü olduğunu açıklayan bir çok yazı, makale ve konuşmaları var.

Diğer bir konu neredeyse tüm dinlerde bulunan oruç ve melatonin ile etkisi. Evrenin eterik enerjisi hinduizmde prana olarak geçer. Bu sufizmde hu olarak geçer  ve içimize üflenen nefesir. Meditasyonlarda  düzenli alınıp verilen nefes egzersizlerinin prana olamaması için bir sebep yok. Çünkü nefes burundan doğruca kaşlarımızın ortasında ki epifiz bezine doğru çekilir.

Karanlıkta salgılanan bu salgı bir çok dervişin, şamanın, bazı evliyaların ve budistlerin mağaralarda vakit geçirdikleri ve karanlıkta bulunmalarını açıklar nitelikte. Bu kişiler kendilerini aynı zamanda açlıkla da sınamışlardır. Bir çok dinde oruç tutmanın kaynağı budur. Basit olarak oruç güneş doğraken açkalmaya başlamak ve güneş battığında açlığa son vermek. Karanlıkta salgılanan melatonin güneş doğmasıyla birlikte salınımını durdurur. Ancak açlığa maruz kalan kişilerde bu salgının üretimi devam ader. Yani tüm gün melatonin salgılamaya devam etmenin bir yolu. Gün batımında açlıklarını sonlandırabiliyorlardı çünkü karanlıkta melatonin zaten salgılanmaya devam edecektir. Orucun asıl nedenini bu davranış ortaya koymaktadır yani melatonin ile ruhaniyeti zirvede tutmak.

” SINIRLI Bilinç açılımımızla erişemediğimiz bir frekansta olan bu yayın, HOLOGRAFİK evren, bir düşüncenin ürünüdür. Düşünce; görülen ve görülmeyen her şey; değişik frekanslarda ENERJİ veya BİLGİden başka bir şey değildir.”

Kur’an, 

  ‘İnsan ne yaparsa kendi kendinedir.

  Farkına varıp anlarsa’

 

Buda, 

  ‘Biz ne düşünüyorsak, oyuz.

  Düşüncelerimizle yarattığımız her şeyiz.

  Biz düşüncelerimizle dünyayı oluşturuyoruz.’

 

Upanişadlar, 

  ‘İnsan eylemleriyle kendisini yaratır.

  İnsanın arzuları ne ise kaderi de odur.’

 

4.yy.Yunan Filozofu, Iamblichus, 

  ‘Doğadaki her şey kader tarafından kontrol edilemez, çünkü

  Ruhun kendine özgü ilkesi vardır.’

 

İncil, 

  ‘İsteyin size verilecektir.

  Eğer imanınız varsa sizin için hiçbir şey olanaksız değildir.’

 

Kabalistik kitap, 13 yapraklı Gül’de Rabbi Steinsatz, 

  ‘Kişinin kaderi, Kendisinin yaptığı ve yarattığı şeylerle ilişkilidir.’

http://tr.wikipedia.org/wiki/Alkaloid

http://www.bilgiustam.com/alkaloit-nedir/

http://abdurrahmanozdemir.tr.gg/-Ue-zerlik-Tohumu-Ve-Ayahuasca.htm

http://gizliilimler.tr.gg/Holografik-Evren.htm

https://www.youtube.com/watch?v=KdZAaZXLFQY

https://www.youtube.com/watch?v=3iJ2J6GNmZ8

Ayrıca;

İNSANLIK TARİHİNDE EN BÜYÜK ÜSTÜ ÖRTÜLEN GERÇEK

AYAHUASCA TARİFLERİ İLE İLGİLİ

BİLİNÇ ALTIMIZI KULLANMANIN EN İYİ YOLU – SES

MÜZİĞİN GALAKTİK HALİ – GANDHARVA VEDA

RUHUN FREKANSI – 432HZ

YILDIZ KAPILARI, KABE VE ÇAKRALAR

UÇAN MELODİLER – PSCHYEDELIC TRANCE

Paylaş

2 thoughts on “DMT: ZAMANIN ÇÖKTÜĞÜ İLAHİ MAKAM!

Bir cevap yazın