YILDIZ KAPILARI, KABE VE ÇAKRALAR

DİKKAT! BU KONUDA,  HERHANGİ BİR PROFESYONEL OLMADIĞIMI, ÖĞRENMEYE UĞRAŞIRKEN NACİZHANE BULDUKLARIMI PAYLAŞMAYA ÇALIŞTIĞIMI BİLDİRİRİM.  Ufuk Özçizme

 

İNSAN, ATOMUNDAN DOKULARINA KADAR ENERJİDEN OLUŞUR. Vücudun çalışma sistemi de yine enerjilerle mümkündür. Duyu organlarımız, tepkileri hassasiyetlerine göre algılar, bu algılar beyne sinirler yardımı ile iletilir. işte en önemli olay bu kısa zaman diliminde gerçekleşir. Sinirler vücudun enerji kablolarıdır ve algıları elektrik enerjisine çevirip, beyine iletir. Beyin, şiddetine göre gelen elektrik akımlarını bilgiye dönüştürür.

Dünyamızda manyetik bir enerjiye sahiptir. Gezegenlerle enerji alışverişi yapmaktadır. Diğer gezegenlerin enerjileri dünyamıza yıldız kapıları da denilen ley hatlarının kesişim noktalarından girer.

LEY HATLARININ KESİŞİM NOKTALARI:

Bu gezegenin yıldız kapıları olduğu tahmin edilir. Şöyle ki; yıldız kapılarından giren enerji dünyaya ley hatlarıyla dağılır. Gezegenlerden gelip, yıldız kapısından giren ve ley hatlarıyla yayılan enerji, insanlara çakralarıyla ulaşır ve insanlar da burçlarına görer olayları yaşar.

Bütün medeniyetler yıldız kapılarına sahip olmak için önemli yapılarını hep bu kesişim noktalarına  yaptı. Bu enerji noktalarını elegeçiren elitler, farklı boyutlarda ki bedensiz varlıklarla yine bu noktalar üzerinden iletişim kuruyorlar. En azından açığa çıkan ve kaynağı  birbirinden alakasız tonla bilgi, film, yazı, kitap vs vs  bunları söylüyor. İnsan mantığı da oluşan olaylar ve sorulan karmaşık sorular karşısında bu sonuca varıyor, istemli veya istemsiz, beyin bu bilgileri bizim için yakalıyor ve bende bu duruma oldukça sağdığım ve güveniyorum.

Yıldız kapısı dedik yani ley hatlarının KESİŞİM NOKTALARI. Üzerinde yürüdüğümüz toprağın altında yeryüzünde oluşan tüm olayları tetikleyebilecek bir sistem çalışıyor.

Peki Ley Hattı nedir ? 

LEY HATLARI; dünyamızı saran enerji damarlarıdır, bu enerji hatları üzerinden yoğun bir enerji akışı gerçekleşmektedir, bazen bir mabed’e yada eski bir yapının içerisine giridiğimizde duygularımızda ani bir dalgalanma hissederiz işte ley hatları size buradayız diyor..

Ley Hatları Dünyanın bellirli noktalarından geçen enerjilerin yoğun olarak aktığı manyetik alana sahip enerji bölgeleridir. Daha iyi anlamak için yeryüzünü yoğun bir fiziksel varlıktan çok, iç içe geçmiş elektrik enerjisi hatlarından oluşan, enerji ağlarıyla örülü bir küre olarak düşünmek yararlı olabilir.

Bedeni saran sinir sisteminde akmakta olan biyo-elektrik enerji gibi yeryüzünün altından da gezegeni enlemesi ve boylamasına geçen, nedeni şu an için tam olarak bilinmese  bile dünyanın iç dinamiğiyle ilgili olduğu düşünülen, etkisi tamamen kanıtlanmış olan seyyal enerji damarları (elektrik akımları) bulunmaktadır.

Bu enerji çizgileri de akupunktur noktalarında olduğu gibi belli bölgelerde KESİŞEREK daha güçlü enerji noktaları oluşturmakta, dolayısıyla bu enerji de düzenli ya da düzensiz davranış biçimlerine göre pozitif ve negatif radyasyon akımları olarak adlandırılmaktadır. Buna, Çinliler “ejderha”, Keltliler “peri” İngilizler “Ley hatları” adını verirken çeşitli kültürler, varlığını tespit ettikleri bu şeyi farklı isimlerle anmaktadırlar.

Ley Hatları ve Kesişim Noktaları nasıl oluşur?

Dünyanın merkezinde %90 demir ve demir bileşikleri, %9 nikel ve % 1 oranında da sülfür, oksijen, altın… bulunur. Bu oranları daha iyi kavrayabilmek için bir misal verirsek, yaklaşık % 1’ e yakın bir oranda bulunan altını eğer bu çekirdekten çıkartmış olsaydık dünya üzerindeki tüm karaların yüzeyini altınla kaplamak mümkün olurdu.

Dünya üzerinde bulunanın milyonlarca katı, basınç yüzünden yeryüzünün tam merkezinde katı ve çok sert metalden oluşmuş 2754 km çapında demir bir çekirdek bulunur. Bu iç çekirdeğin üzerinde ise çok yüksek sıcaklıklar dolayısıyla 2200 km kalınlığında yine tamamen demir ve nikel ağırlıklı eriyik halde sıvı çekirdek bulunur. Aslında dünyanın oluşumu sırasında demir yok denecek kadar az olmasına karşın, bu denli yüksek oranlarda demirin bulunmasının nedeni de, 4,5 milyar yıl önce dünya çok sıcak bir durumda iken demir yüklü dev bir göktaşı ile çarpışması sonucu bunun merkeze yerleşerek erimesiyle meydana gelmesidir.

Bu arada, bu durumun birebir olarak bundan 1400 sene evvel Kuran’da anlatılmış olmasıda çok ilginç bir nokta. Çünkü Hadiyd suresi 25’ te “ …ve kendisinde şiddetli bir sertlik ve insanlar için menfaatler bulunan demiri de gökten indirdik” denmektedir.

Yeryüzünün doğudan batıya dönmesi, çekirdekteki iyon halinde elektrik yüklü bu sıvıyı da aynı şekilde batıdan doğuya doğru girdaplar meydana getirecek şekilde döndürmesi sonucu, milyarlarca amperlik elektrik akımını, dolayısıyla da dünyanın kuzey –güney yönünde mıknatıstaki gibi bir manyetik alanın oluşmasını sağlar.

Bu girdapların oluşturduğu akımların birbiri ile teması sonucu bu enerji damarları oluşmakta.

Manyetik kuzey-güney kutupları da dünyanın kutuplarıyla paralel olmayıp aralarında ortalama 1550-1600 km mesafe bulunmaktadır. Ayrıca bu uzaklıklar da sabit değil, her yıl birkaç km dünyanın kutuplarına doğru yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Bu manyetik alanların tarih boyunca hep aynı yön ve güçte olmadığı, çeşitli dönemlerde ise tamamen yer değiştirdikleri artık bilinmektedir. Bunların nedeni ise bu girdapların önce yavaşlayıp sonunda durduktan hemen sonra tekrardan ters yönde dönmeleridir.

Bu işlem sırasında tüm girdaplar bir anda değil, lokal olarak ayrı zamanlarda ters dönmeye başlarlar. Şu anda güney kutbundan çıkıp kuzey kutbundan içeri giren manyetik çizgileri göz önüne alırsak, dünyanın güney kısmında yer alan bu girdaplar ters dönmeye başladığında bu durum o bölgedeki manyetik alanın zıt yönünde bir manyetik alanın oluşmasını sağlayacağından öncelikle o bölgedeki manyetik alanın yavaş yavaş zayıflamasına, sıfıra ulaştıktan hemen sonra da kendi yönünde baskın konuma geçip o doğrultuda güçlü bir manyetik alanın meydana gelmesine neden olur.

Oluşan bu girdaplar aynı zaman da birbirleri arasında ki hatlarında kesişim noktalarıdır. Anlaşılan o ki İnsanlık kadim zamanlardan beri bir şekilde bu bu enerji kapılarından haberdar ve elitler denilen kesim kendi enerji yapılarını işte bu enerji girdaplarının oluştuğu noktalara yani yıldız kapılarına yapıyorlar.

Hedefte ise iki büyük yıldız kapısı var:

Bir zamanlar Hz. Süleymanın muhteşem sarayının bulunduğu nokta. En güçlü 2. yıldız kapısı, Hz Süleyman’nın  insanları aydınlatmak için kullandığı ve bu gün sadece ağlama duvarı olarak kalan enerji yapısı. Enerjinin yoğun hissedlidiği, enerji kontrol noktası.

KABE

Hem ölüm ötesine dönük olarak Ruha, kapasiteleri oranında çok yüksek düzeyde enerji yükleyen, hem de bu yüksek enerjinin yetenekli beyinlerde çeşitli oranlarda ek kapasiteleri de devreye sokarak Özle, Sonsuz Bilinçle bağlantı kurmasını temin eden (sağlayan) bir konsantrasyon merkezidir.

Kabenin etrafı 7 kez tavaf edilir. Bu sırada büyük bir enerji girdabı açığa çıkar. İnsanlar vücudlarında bulunan 7 çakra noktasıyla enerjiyi hisseder. Tüm insanların birleşerek enerji odağı oluşturduğu nokta. Kabe etrafında dönmek çakra ve auraların mükemmel şekilde çalışmasını sağlar. Kabe pozitif enerji yaymakta bu nedenle cinlerin değil meleklerin bu kapıyı kontrol ettiği söylenir.

Üstünüze

7 Sağlam gök kurduk Nebe sur. 12

7 tavaf?

7 çakra?

Sadece müslümanlıkla  özdeşleştirilmiş bir bölge. Aslında tüm insanlığın faydalanması gereken bir nokta. Yani kabeyi kabe yapan üzerinde ki kübik yapı veya içerisinde bulunanlar  değil, bulunduğu yerin kilometrelece altında dönen girdaptan kaynaklanan, binlerce amperlik elektrik akımının oluşturduğu manyetik rezonanstan kaynaklanan enerji alanı. Neden önemli? dedik ya insanlarda yedi çakra vardır ve bu çakraları aktif etmenin bir çok yolu vardır, bunlardan en güçlüsü, bu alandan yayılan manyetik dalga. Nerede olursa olsun insanlar kabe yönüne  dönerek namaz kılarlar çünkü bu alandan faydalanmak ve çakralar ile ilahi kudretin varlığına ulaşmanın en kuvvetli yoludur. Ancak bazı yanlışlar olmalı. Yani enerjinin odak noktasından uzaklaştıkça o alanın etkiside azalır haliyle. Daha güçlü bir enerji yayılımı olan bir noktaya dönerek bu ibadeti gerçekleştirmek daha mantıklı olmalı, ancak sembolik olarak ta çok güçlü bir anlamı olan ve uğrunda savaşlar verilmiş insanlar ölmüş bir nokta olduğu için bu gelenek devam etmiş olabilir.

Tarihte dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi, başta İngiltere olmak üzere Avrupa ve Anadolu’da da  hep bu pozitif ley hatları üzerine şatolar, tapınaklar, hastaneler şifa merkezleri… daha doğrusu şehirler inşa edildiği, artık günümüzde bilinen bir gerçektir. Bu şehirlerin de birbirleri arasında üzerlerinde bulundukları enerjilerin güçlerine göre üstünlükleri bulunmaktadır ki, hadislerde de bununla ilgili bir çok ifade yer almaktadır. Mesela: “Dört şehir cennettendir. Mekke, Medine, Kudüs, Şam. Mekke Medine’den, Medine Kudüs’ten, Kudüs Şam’dan, Şam diğer bütün şehirlerden üstündür. Mekke, İlahi celal ve azametin; Medine, İlahi güzelliğin; Kudüs, İlahi kemalin tecelli ettiği yerdir.” hadisinde olduğu gibi. Bazı hadislerde ise bu ve bazı şehirler “Emin beldeler” olarak da ifade edilmişlerdir.

Mistik kaynaklara baktığımızda bu şehirlerin yanında İstanbul, Bağdat, Bursa’nın da yüksek ruhaniyete sahip olan şehirlerden olduğu görülmektedir.

Şehirlerde bulunan bu enerjinin bir diğer kaynağı da o şehirde yaşayan ya da ölüm ötesi boyuta (Berzah Boyutuna) intikal etmiş yüksek Ruh gücüne sahip evliyalardır.

Yeryüzünde adeta bir enerji santrali gibi yayın yapmakta olan belli enerji merkezlerinin başında ise Kabe dolayısıyla, Mekke şehri gelmektedir.

Yüksek enerji akımlarının birleşerek çok büyük akımların, dolayısıyla güçlü radyasyonların yayımlandığı bu enerji düğümü üstünde bulunan Kâbe’nin, üzerinden göğe doğru yükselmekte olan bu enerji (Nur) sütunu, beş duyu ötesi algılamaya sahip evliya tarafından  bizatihi algılanmakta ve görülebilmektedir.  Onun gerçek yapısını kendi Özünde  algılayan ya da görenler Kâbe’nin çok yüksek bir Kemalata sahip bir Veli olduğunu da açıkça belirtmektedirler. Yoksa klasik anlamda düşündüğümüz gibi, ötedeki bir tanrının gönlünü, hoşnutluğunu kazanmak için 360 tane putun yerine konulmuş ayrı bir put veya alelade bir taş yapı değildir.  Bu yüzden, tüm dünya Müslümanlarının Kâbe’ye dönerek ibadet etmesinin nedeni, öylesine konmuş basit bir taş yapıya, Tanrı adına tapınma değil, en azından aptes alıp beyne biyo-elektrik takviyesi yaparak Kâbe’ den enerji temin etme esasına dayanmaktadır.

Zaten başka ayet ve hadisleri incelediğimizde çok basit olarak görüp değerlendirdiğimiz taşın, toprağın, dağın, ırmağın…vb cansız ve şuursuz şeyler olmadıkları ve her birinin kendi frekansal titreşimlerince canlı, şuurlu oldukları açıkça belirtilmektedir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, genel anlamda Kâbe nedeniyle Mekke çok çok yüksek bir enerjiye sahip olmasına karşın enerji şiddetinin en yüksek olduğu yer, Kâbe’nin merkezidir. Enerji yoğunluğu dolayısıyla, bu enerjinin en verimli ve güçlü kullanım alanı da Kâbe’yi çevreleyen 30 m yarıçaplı dairesel bölgenin içinde kalan yerdir. Yani en üst düzeyde fayda sağlamak için bu bölgede tavafın yapılması en uygun olanıdır. Ayrıca, beyindeki her bir işlem ruha yüklendiği gibi, bu durum aynı anda dışarıya da yayın yaptığından orada bulunanlar bu yayınlarla da birbirlerini güçlü bir şekilde etkilerler. Bu nedenle bu yüksek (E-M) alanların insan beyin faaliyetlerini normalin kat be kat üstünde çalıştırması sonunda düşüncede kalanları bile o şeyleri eyleme geçirme düzeyinde ışınsal bedene yüklemektedir.

Yüksek enerji alanlarının birleşerek çok güçlü yayın oluşturduğu bir diğer yer de Kâbe’nin uzantısı olan Arafat Dağı’nın tam altıdır. Bildiğimiz üzere günahların af olma işleminin (Negatif manyetik yüklerin temizlenmesi) gerçekleştiği Vakfe anı da burada yaşanmaktadır. Milyonlarca insanın buraya gelip yerden yayımlanan bu güçlü ışınım desteğiyle yükselen beyinsel hareketler sonucu günahlarının af olmasını, silinmesini istemesi, bu kişilerin hem bu yönde tek bir manaya dönük olarak yani tıpkı lazer ışını gibi tek bir frekansta yayın yapmasına hem de beyin alıcılarını dışarıdan gelen bu tek dalga boyundaki yönlendirilmiş dalgalara açılmasını sağlayarak orada bulunanların toplu olarak meydana getirdikleri çok güçlü (E-M) alanlar sayesinde ışınsal bedenlerindeki Negatif yükleri silmiş olurlar.

Burada çok önemli bir nokta; Nebilerin ve yüksek dereceli evliyanın da Arafat’ ta hazır bulunup var olan güçlü ışınımı daha da güçlendirerek sıfırlama işlemini sağlamalarıdır. Bu nedenle burada günahlardan tamamen arınma işlemi, sadece bu bölgede bulunan yüksek radyasyon ve insanlardan yayınlanan (E-M) alanlara bağlı bir şey olmayıp esas vurucu, tamamlayıcı işlevi vakfe anında orada bulunan bu yapılar meydana getirmektedir. Dolayısıyla, sıfırlama işleminin Kâbe’ de değil, sadece ve sadece Arafat’ ta Vakfe anında gerçekleşmesi yüzünden , ne kadar Umre ziyareti (kendi içinde çok büyük bir yararları bulunmuş olsa da) yapılırsa yapılsın bir Haccın yerini tutmamaktadır. Burada şöyle bir soru sorulabilir: Kâbe’ deki pozitif enerji hattının Hz. Muhammed’ den önce de var olduğu ve çeşitli putlara tapan kâfirlerce de burada devamlı ibadet edilip, zemzemden de içildiğine göre, şu anki durum onlar için de aynen geçerli olmaz mı? Ya da benzer faydalanmaların olması gerekmez mi? Bu sorunun cevabı; “evet bir takım faydalanmaların olduğu gerçektir, ancak bu yararlanma ölüm ötesi boyutlara değil, tamamen dünya değerlerine dönük birtakım şekildedir.” Olmalıdır. Yani buradaki pozitif enerji, tamamen maddeye dönük olarak bu birimlerde hükmünü icra etmektedir. Kâbe’ deki bu enerjinin ölüm ötesi boyutlara dönük kullanımı ise, Hz. Muhammed’in varlığı ile meydana gelmiştir. Çünkü, yürürlükte mevcut olan bir sistem var, ama bu sistemin Meleki güçlerle, meleklerin gücüyle ya da benzer ifadeyle Astrolojik tesirlerle farklı biçimlere yönlendirilmesi de söz konusudur. İşte burada böyle bir yönlendirme var.

Bu güçlü enerjinin insan beyinleri üzerinde meydana getireceği parazitlenme nedeniyledir ki, Hz Muhammed, Mekke’nin kalma ve oturma yeri olmadığını, orada hac ibadetinin bitimini takiben en fazla üç gün kalınabileceğini söyleyerek orayı en erken şekilde terk edilmesini tavsiye etmiştir.

Bu elektrik akımlarının neden olduğu yüksek düzeydeki enerji yayınımının insanlarda şiddet ve Celal halini meydana getirici bir faktör olması, orada yerleşik halde bulunan insanları da otomotikman bu özellikli kılmaktadır. Bu yüzden oranın halkı buraya gelenlerce de tespit edildiği gibi hırçın, kaba, sert, kırıcı, celali davranışlar sergileyen bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla, Mekke’ de sadece, dışarıdan gelenler bu yüksek radyasyon sonucu birbirlerine karşı bu türden davranış sergilemelerinin yanında oranın halkı tarafından da aynı muamelelerle (olaylarla) karşılaşmaktadırlar.

Buna karşılık, Medine şehrinde Kabe’ deki gibi Celali bir durum söz konusu değildir. Çünkü, buradaki enerjinin Mekke’ ye nispetle daha düşük frekanslı olması orayı daha ılımlı, tatlı, Cemali bir havaya sokmaktadır. Bu da orada yerleşik bulunan ya da oraya gelen insanları daha anlayışlı, sakin kılmakta, insanlar kendilerini çok daha huzurlu hissetmektedirler. Dolayısıyla, buradaki ilişkiler daha uysal ve yumuşaktır. Medine ziyaretinin Mekke’ den sonraya bırakılmasının nedeni; Kabe’ deki çok yüksek enerjiden yaşanan bölgedeki çok daha düşük enerji alanı içine girmesiyle beyinde oluşacak olan negatif etkileri ortadan kaldırmak (ya da zararları en aza, minimum seviyeye indirmek) ve böylece dönecekleri bölgeye daha iyi uyum sağlamaları için ara tampon görevi oluşturmasıdır.

Yine “seferi” adı altındaki yolculuk esnasında orucun geçici olarak kaldırılması ile namazın iki rekata indirilmesinin nedeni de bu manyetik alan değişimlerinin biyolojik canlılar üzerine etkilerine dayanmaktadır. Çünkü belli bölgede sınırlı yaşam, beyinsel işlevleri o ortamdaki manyetik alanlarla uyumlu kılar. Yaşanılan yerden belli bir mesafe geçildiği takdirde, beyin değişen enerji alanları dolayısıyla parazitlenmekte, normal faaliyetlerini sürdürememekte bu yüzden kişide bir tedirginlik, huzursuzluk meydana gelmekte, sonucunda da ruha yükleme sekteye uğrayarak enerji transferi çok düşük düzeyde kalmaktadır.

Oysa bildiğimiz üzere ibadet adı altındaki tüm çalışmalardan amaç, ölüm ötesi boyutlarda ihtiyaç duyacağımız yegâne enerjiyi (namazı göz önüne aldığımızda konsantrasyon desteğiyle de) ruha en yüksek düzeyde temin etmektir.

Böylece, bu durumlarda sistemi kaale almadan normal şartlardaki gibi yapmak ya da fazlasıyla eda etmeye çalışmak bize fazlasıyla yarar ya da pozitif kazanç sağlamayacaktır. Çünkü, ibadet adı altında teklif edilen tüm çalışmalar gerçekte tamamıyla her an işlemekte olan sistemin işleyiş prensiplerine göre düzenlenmiş hükümlerdir.

Burada şu denebilir: “Madem böyle olumsuz bir tehlike var, o zaman niçin Hacca gidelim ki?” Bu soru ilk bakışta her ne kadar mantıklı gibi görünse de, olay iyice düşünüldüğü taktirde görüleceği üzere, en azından her ne şart altında olunursa olsun burada o güne kadar günahlardan tamamen silinme olayı ile ölüm ötesi boyutlarda ihtiyaç duyacağımız yegâne sermayemiz olacak enerjinin kıyasa gelmeyecek oranlarda ruhumuza yüklenmesi söz konusudur ki, bu da hayatta hiçbir şeyle ölçümlenemeyecek bir gerçektir.

Bu arada oruç demişken; Karanlıkta salgılanan bu salgı bir çok dervişin, şamanın, bazı evliyaların ve budistlerin mağaralarda vakit geçirdikleri ve karanlıkta bulunmalarını açıklar nitelikte. Bu kişiler kendilerini aynı zamanda açlıkla da sınamışlardır. Bir çok dinde oruç tutmanın kaynağı budur. Basit olarak oruç güneş doğraken açkalmaya başlamak ve güneş battığında açlığa son vermek. Karanlıkta salgılanan melatonin güneş doğmasıyla birlikte salınımını durdurur. Ancak açlığa maruz kalan kişilerde bu salgının üretimi devam ader. Yani tüm gün melatonin salgılamaya devam etmenin etkili bir yolu. Gün batımında açlıklarını sonlandırıyorlardı çünkü karanlıkta melatonin zaten salgılanmaya devam edecektir. Orucun asıl nedenini bu davranış ortaya koymaktadır yani melatonin ile ruhaniyeti zirvede tutmak. 

Bu konuyu DMT ile ilgili yazımın sonunda kurcalamıştım:

http://www.ufukozcizme.com/post/zamanin-cotugu-ilahi-makam-dmt

AYRICA; iSLAMİYETTEN ÖNCE KABE; Nebatalıların bir tanrısı olan Hubal’a adanmış olup içinde yılın günlerini temsil eden veya Arap Tanrılarını heykelleri olan 360 tane idolun (put) yer aldığını belirtmektedir. Yılda bir kez, Arap yarımadasının dört bir yanından gelen Hıristiyan ve de pagan kabileler birleşip burada Hac gerçekleştirirdi. Yani bu yapı Pre İslamik dönem öncesi Hristiyanlar için de kutsaldı. Ancak Kabe Hristiyanlık ortaya çıkmadan önce de mevcuttu. Bunu Diodorus gibi Hristiyanlık öncesi dönemde yaşamış olan Yunan tarihçiler onaylamaktadır.

Daha önce Arabistan Yarımadasında Kabe benzeri diğer kutsal yapılar da vardı. Yani birden çok Kabe’ler.. Ancak Mekke’deki Kabe tamamıyla taştan yapılmış olan tek Kabe’ydi. Bundan başka diğer Kabeler de siyah taş yani Hacerü’l-Esved’in birer diğer renklerdeki kopyalarını barındırıyordu. Örneğin Güney Arabistanda’ki Ghaiman şehrinin Kabesinde “kırmızı taş” vardı. Mekke’nin güneyindeki Tabala kentine yakın al-Abalat Kabesinde ise “beyaz taş” vardı. 

Tarihçi Grunebaum’a göre İslam öncesinde de Kabe’nin Dünyanın merkezi olduğu ve kapısının doğrudan cennete açıldığı görüşü vardı. Ona göre bu dönemde tam bir taş fetişizmi vardır ve ilginç kaya formasyonları ya da ilginç dağlar, garip görünümlü ağaç şekilleri bu zamanda kutsallık taşırdı. 

Tarihçi Sarwar’a göre Hz. Muhammed’in doğumundan 400 yıl önce Hicaz Kralı Qahtan’ın bir torunu olan Amr bin Lahyo bin Harath bin Amr ul-Qais bin Thalaba bin Azd bin Khalan bin Babalyun bin Saba isimli bir kişi (Kureyş kabilesinin o dönemdeki reisi) Kabe’nin çatısına Hubal’ın bir idolunu diktirir ve bu idol (yani Hubel) o dönemde Kureyşlilerin ana Tanrılarından biridir. İdol akik taşından (kantaşı olarak da bilinir) yapılmıştı ve bir insan görünümüne sahipti ancak bir kolu kırılınca o kol altın bir kolla değiştirilmişti. Daha sonra bu idol Kabe’nin çatısından içine taşınınca bu idolun önünde 7 tane ok bulunuyordu ve bu oklar geleceğe dair kehanette bulunma (ok falları) olarak kullanılıyordu. İslam öncesi dönemde de Mekka kutsal bir yer olup Kabe’nin 32 km çevresinde her türlü şiddet kavga veya savaş yapmak yasaklanmıştı. Savaştan arındırılmış bu bölge hacılara sadece hac yapma değil aynı zamanda ticaret yapma olanağı da veriyordu. 

ÇAKRALAR:  

Gece yarısı uyandım ve çakralarımın üzerinde parlak renkli mandalaların (uzak doğuda kullanılan dört yanı simetrik desenler) döndüğünü gördüm. Aylar sonra, beş yıllık bir Kundalini uyarımının içinde yaşayan bir arkadaşım bedeninin üzerinde renkli tekerlekler gördüğünü anlattı. Kalp çakrası uyarılan bir kadın göğsünde bir şeylerin döndüğünü hissettiğini söyledi. Irina Tweedle “Ateşin Kızı” (Daughter of Fire) eserinde ruhsal dönüşümünde aynı şekilde kalp çakrasının döndüğü duyumunu yaşadığını yazmıştı. 

El Collie

(Tekerlek veya çark anlamına gelen) Çakra, bedendeki enerji merkezlere verilen Sanskritçe terimdir. Yoga edebiyatına göre insan bedeninde 7 esas ve 43 tali çakra bulunmaktadır. Bütün çakraların döndüğü söylenmektedir, ama dönüş hızları bedendeki enerji miktarına (çakraların uyarıldığı derecesi) orantılıdır. Birçok kadim kültür bu enerji girdaplarına aşinadır, ancak önemli saydıkları çakraların sayısı konusunda farklı görüşler arz etmektedirler.

Hopi Kızılderililer bedende 5 enerji merkezi tanımaktadır; Meksikalı Huiçol Kızılderililer bedenin çeşitli yerlerinden ışın veren enerji alanlarından söz ederler ve Kuna Kızılderililer çakra bölgelerinde sekiz ruhun mekan ettiğini inanırlar. Yogilerin ünlü “siddhi’leri” (ruhsal güçleri) uyarılmış çakraların sonucudur.

Çakralar ve kundalini aslında yarılmaz bir bütünü tamamlarlar. Kundalini yükseldiğinde çakralar açılır. Eğer kundalini uyarılmamışsa bütün çakraları uyandırmak mümkün değildir. Kundalini’de olduğu gibi çakraların uyarılması veya delinmesi [Kundalini tarafından] uzun gelişimsel bir süreçtir. Dönüşümümüzün değişik evrelerinde belirli çakraların üzerinde çalışıldığını veya aniden açıldığını hissedebiliriz. Bazen aynı sürede birden fazla çakra temizlenebilir (Çoğu kez 6 ve 3, 7 ve 4 birlikte çift olarak açılırlar).

Çakralar herhangi bir sıradan açılabilir. Çakralar , birkaç ay dönüşümlü şuur halleri yaşanılan sürecin erken evrelerinde dramatik değişimlerden geçebilir. Bazen eliniz otomatik olarak (göğüsün ortasındaki [kalp]) 4. çakranıza değebilir, sonrada 3. ve 6. çakrama enerji transfer eder. Bu olduğunda alında (6. çakra) veya güneş sinirağında (3. çakra) enerji yoğunluğu hissedilebilir. Kısmi uyarımda sadece alt çakralar etkilenmiş olabilir, sonra da Kundalini tekrar yatışabilir. Tam bir Kundalini deneyiminde üst dört çakra da içerilir. Her çakra belirli bir şuur seviyesini idare eder. 1., 2. ve 3. çakralar dünyasal yaşamda gerekli normal işlevlerin bilincini yönetir. 3. çakranın üstündeki çakralar bizi giderek incelen şuur halleri ve algılama seviyelere açar. Çakralar konusunda çoğu öğreti aktif ve uyarılmış çakralar arasında belirli farklar kabul ederler. Aktif çakralar enerjinin düzenli bir şekilde toplandığı merkezlerdir. Herkesin çakarlarında faaliyet vardır ve her birey belirli çakralarda diğerlerine kıyasla daha çok enerji yönlendirir. Çok ihtiraslı birinde 2. çakra çok faaldir, rekabetçi birinin 3. çakrası faaldir ve entelektüellerin 6. çakrası faaldir.

Temelde aktif yedi çakranın şuur seviyeleri şöyledir:

İHTİYAÇLAR – 1. çakra: (omurganın dibinde kök çakra) — Fiziksel olarak hayatta kalma – yiyecek bulma, barınma, korunma, vs. Bu bedensel bilincin seviyesidir. Bu çakranın uyarım sırasında omurganın dibinde garip hisler olabilir. Kaşınma, karıncalanma veya daha güçlü titreşimler veya kuyruk sokumunda çarpma ve çatlamalar. İlk çakra açıldığında, şakti muhteşem bir şekilde yukarıya fırlayabilir. Bu omurgalarda sarsılmalar ve şiddetli ağrılara neden olabilir. Çakralar delinmeye başlandığında bölgelerinde yoğun ısı hissedilebilir.

ARZULAR – 2. çakra: (göbek altında bulunur) Zevk arama ve acıdan kaçınma (içgüdüsel anlamda cinsellik bu seviyeden kaynaklanır). Bu duygular seviyesidir. 2. çakra uyarımı güçlü cinsel duygulara neden olabilir. Kıskançlık veya nefret gibi önemli negatif duygu patlamaları bu seviyede tetiklenebilir. Kurt, ayı, kaplan gibi vahşi kedi türleri gibi çeşitli hayvanlarla garip ödeşmeler oluşabilir. 2. çakra delindiğinde ani orgazm geçirdim. Bu da hoş bir sürprizdi. Ayrıca devasal bir kaplanın içgüdüleri ve davranışlarını üstüme aldığım geçici bir süreç yaşadım. Bu baş döndürücü ve ürkütücü bir deneyimdi.

GÜÇ- 3. çakra: (güneş sinirağında) Kişisel güç, erk – ahlak, karar, başkalarına karşı benlik. 3. çakranın açılışı bir bir duygusal sarsıntıya yol açabilir. Çok acı verici bilinçaltı malzeme ortaya çıkabilir. Kusma, ishal, mide krampları, mide bulantısı ve diğer sindirim sorunları bu açılışa eşlik edebilir. 3. çakranın açılışında telepati, durugörü, duru-işitme ve astral varlıkları fark etme ortaya çıkabilir. Yeni uyarılmış bir 3. çakra kişiyi aşırı duyarlı ve psişik hassas yapabilir. ( Bknz. Ayahuasca deneyimi: http://www.ufukozcizme.com/post/zamanin-cotugu-ilahi-makam-dmt)

BİRLİK – 4. çakra (kalp çakrası, göğüsün ortasında bulunur). İlişkiler, paylaşılan deneyimler, benliği aşmak. Bu şefkat seviyesidir. 4. çakra uyarıldığı zaman, göğüste ezici baskı hissedilir. Ben sanki göğsümde bir fil oturuyormuş gibi hissettim ve bu açılışla ilgili tipik solunum sorunları yaşadım. Kalpte ve göğüste titreşimler hissedilebilir. Kalp atışları düzensiz ve aşırı hızlı olduğu süreler yaşanabilir. Kalp krizini andıranlar dahil göğüste her türlü rahatsızlıklar yaşanabilir. Çelişkili olarak sevilenlerden mesafe hisleri 6. çakra açılışının erken evrelerini belirleyebilir. Psişik veya ruhsal şifa yapabilme gücü, psikokenetik güçler (cisimleri uzaktan hareket edebilme gücü) uyarılmış bir kalp çakradan meydana gelir. İstekleri yerine getirme ve yetiler geliştirme de bu çakra açıldığında artar.

İFADE – 5. çakra (boğaz merkezi, yeri boğaz altı) İlham, iletişimle kendini ifade etme. Bu yaratıcılık seviyesidir. Bu çakranın açılışı çoğu zaman uzun sürür. Boğazlanma ve boğazda sıkışma hissedilebilir. Sanki boğazda bir tümör varmış gibi içsel bir basınç hissedilebilir. 5. çakram açıldığında aylardır sıvıdan başka bir şey yutamadım. 15 kilo kaybettim. Açılmış bir 5. çakra ani seslenmelere neden olabilir. Bunlar garip sesler olabilir, şarkı söylenebilir (bazen bilinmeyen dillerde) veya sanki kendinden gelemeyen kelimeler söylenebilir. Duru-işitme de gelişebilir, içsel sesler veya başkaların düşünceleri duyulabilir. Boğazda (veya alında veya kafa tepesinde) bir delik hissi de olabilir, havanın bu delikten geçtiği hissedilebilir.

AYDINLANMA – 6 çakra (alnın ortasında üçüncü göz yeri) Soyut düşünce – entelektüel odaklanma. Bu bilgi seviyesidir. 6. çakra uyandığında özellikle gözlerin etrafında ve alında olmak üzere başta muazzam bir basınç hissedilir. Bunlar şiddetli baş ağrılara neden olabilir. Alın yamaçlarında çekilme ve titreşimler hissedilebilir. Gözler aniden şaşı konuma gelebilir veya başın içinde dönebilir. Gözler açık veya kapalıyken göz kamaştırıcı düş veya vizyonlar görülebilir, bazen devasal tek bir gözün dışa baktığı görülür. 6. çakra açıldığında ruhsal rehberler, ilahlar, koruyucu melek veya guru görülebilir. Bu açılışla astral seyahat ve beden dışı deneyimler ortaya çıkabilir.  ( Bknz: http://www.ufukozcizme.com/post/epifiz-bezi-pineal-gland )

YÜKSELİŞ – 7 çakra (taç çakra, başın tepesinde bulunur) Huşu — ruhsal odaklama. Bu ilahilik bilincidir. Taç çakra açıldığında başın üstünde karıncalanma, titreşim veya dolaşan enerjiler hissi vardır. Bazıları için kafatası ağarabilir, benim ve başkalarının deneyimlerinde kafatasın tepe kemikleri derinin altında ayrışır ve hareket eder. 7. çakra uyandığında çoğu zaman olağandışı deneyüstü deneyim yaşanır. Başın üstüne inen bilinç-üstü bir ışık yaşanabilir. 7. çakra delindiğinde sıkça samadhi (derin vecd hali) yaşanır.

Hayat Tekerlekleri (Wheels of Life)-Anodea Judith

Çakra Teorileri (Theories of the Chakras)-Hiroshi Motoyama

Temel Esaslar- Ahmed Hulusi

Seferi Namazın Teknik Açıklaması- Ahmed Fevzi Yüksel

Enerji Alanları ve Biz – Kenan Keskin (http://sufizmveinsan.com/fizik/enerjialanlarivebiz.html)

Islam / A Short History – Karen Armstrong

The Ka’ba-i Zarduš – Eiichi Imoti

http://qedar.org/kaaba.html

www.sufizmveinsan.com

www.hermetics.org

 

 

 

Ayrıca;

İNSANLIK TARİHİNDE EN BÜYÜK ÜSTÜ ÖRTÜLEN GERÇEK

AYAHUASCA TARİFLERİ İLE İLGİLİ

DMT: ZAMANIN ÇÖKTÜĞÜ İLAHİ MAKAM

BİLİNÇ ALTIMIZI KULLANMANIN EN İYİ YOLU – SES

MÜZİĞİN GALAKTİK HALİ – GANDHARVA VEDA

RUHUN FREKANSI – 432HZ

UÇAN MELODİLER – PSCHYEDELIC TRANCE

Paylaş

One thought on “YILDIZ KAPILARI, KABE VE ÇAKRALAR

Bir cevap yazın